Meksika Sınırı
25/3/2008 -Kategori: siradisi insanlar

Tv'den sıkılan ekran karşısında boş dizilere,hülyalara dalıp kalmak istemeyenler için deva bulundu. Her cuma 22.30 'da haber 7'deTarıkTufan,İsmail Kılıçarslan
Selahattin Yusuf'un sunduğu Meksika Sınırı.
"Herkesin bir Meksika sınırı olmalı"sloganıyla yapılan programda sanat,edebiyat
farklı bir üslupla gündem ,popüler kültür,sosyoloji,sinema gibi birbirinden güzel
ve farklı konulara değiniliyor.
özgür,kurgu ve kaygı taşımayan her türlü fikrin konuşulabildiği bir program.
Daha ne diyeyim.izleyin de görün.

Meksika Sınırı
hep bir meksika sınırım olsun isterdim,
alamancı komşumuzun siyah beyaz tevesinde
kovboylar hep meksika sınırına giderdi
kimse dokunamazdı sınırı geçtiler mi
meksika sınırı isterdim en sevdiğim şairlere
hep hapiste olurlardı nedense
hapis yatmış olurdu yoldaşım gönüldaşım
saf tutmak istediğim namazda omuz omuza
hapse düşersin derlerdi
tutup ciğerimden yazsam
en sevdiğim filim artisi
hapsi boylardı illaki
filmin en güzel yerinde
camimizin imamı
edebiyat öğretmeni
meksika sınırımız olmadığından belki
ortasında dururlardı
en canalıcı lafın
bir damar kabarırdı cümlelerinde
meksika sınırı olsaydı türkiye'min
ondokuz yaşımda sevdiğim kızla
atlar geçerdim sınırı kimse dokunamazdı
yerine gayrettepe'de dayaklar yedim
günlerce uyutmadılar siyasi şubede
şimdi
meksika sınırına iki saat mesafede
tekrarlayıp duruyorum kendi kendime
bir meksika sınırı lazım her memlekete
meksika'nın kendisine de.
Mehmet Efe
Yorum (2) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı
Nazif Yılmaz
25/3/2008 -Kategori: siradisi insanlar

Yıl 1999 mezun olduk.Nereden düştün aklıma bugün bu denli bilmem hocam.Bir güzel insan, ta lise yıllarından..
nazif ahlakı ismiyle bu denli örtüşen sayılı insanlardan,
ahlakı ve kişiliği ile hayatıma etki eden saygıdeğer bir öğretmen..
baktıkça Allah'ı ,peygamberin sünnetini hatırlatan ,her zaman söyleyecek sözü olan zeki ,sağlam bir kalbi,sağlam imanı olan..
Bu ara kapanmayan amel defterini ,bize öğrettiklerinizi hayata geçirişimizi ve başkalarına da vesile olmaya çalışmamızı düşündükçe sizi daha bir yoğun hatırlar oldum.Bazı şeyleri insanın yüzüne söyleyemessiniz arkasından temiz niyetleriniz dualarınız,muhabbetiniz kalır benim ve eminim bir çok
öğrencinizinki de böyle bir şey..
“Kişi ölünce amel defteri kapanır.
Ancak üç kişinin amel defteri kapanmaz.
Sadaka-i cariye, bıraktığı ilim ve yetiştirdiği Salih evlat.”
öğrencilerinize kattıklarınızın ardından bu hadise muhatapsınız inşallah.
söylenecek öyle çok şey var ki kifayetsiz kalan.
ders sırasında not edilmiş bir yazı :
"Her şey gönlünüze göre,gönlünüz islama göre olsun" Nazif Yılmaz
Yorum (1) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı
Yüzükteki yazı
1/5/2007 -Kategori: siradisi insanlar
|
Nişan halkasını taktık.
"Ey Rabbimiz bize dünyada da bir güzellik ver ahırette de bir güzellik ver ve bizi ateşin azabından koru"
Bakara - 201 Yüzük deyince büyüklerimizin evvelden yüzüklerine ne yazdırdıklarını merak edip araştırdım.
Dünyevilikten uzak,mütevazi ,iman dolu ve yalnız Rab için çarpan yürekleri hayatlarına yansıdığı gibi alyanslarına da yansımış. ." Peygamber efendimizin yüzügünde, (Muhammedün Resûlullah) yazili idi. Muhammed aleyhisselam Allahü teâlânin peygamberi demektir.
Hz. Süleymanin yüzügünde, (La ilahe illallah, Muhammedün resulullah) yazili idi. Allahtan baska ilah yoktur, Muhammed aleyhisselam onun resulü demektir. Hz. Ebû Bekr'inkinde, (Ni'mel kâdir Allah) yazili idi. Her seye gücü yeten Allah ne güzel, ne büyük kudret sahibi demektir. Hz. Ömer'inkinde, (Kefâ bil-mevt vaizan) yazili idi. Vaiz olarak, nasihatçi olarak ölüm kâfi demektir. Ölümü günde yirmi kere hatirlayanin sehit olarak ölecegi hadis-i serifle bildirilmistir. Hz. Osman'inkinde, (Le-nasbirenne) yazili idi. Elbette sabredecegiz demektir. Sözünde durdu ve sabrederek sehit oldu. Hz. Ali'ninkinde, (El-mülkü lillah) yazili idi. Mülk Allahin demektir. Hz. Hasan'inkinde, (El-izzetü lillah) yazili idi. Izzet, san ve seref Allahü teâlâya mahsus demektir. Ibni Ömer'inkinde, (Abedallah lillah) yazili idi. Allah rizasi için, Allaha ibadet eden demektir. Hz. Muaviye'ninkinde, (Rabbigfir-lî) yazili idi. Ya Rabbi beni magfiret eyle demektir. Oglununkinde ise, (Rabbünallah) yazili idi. Rabbimiz Allah demektir. Imam-i Ali Riza'ninkinde, (Hasbiyallah) yazili idi. Allahü teâlâ bana kâfi gelir demektir. Kadi Ibni Ebî Leylâ'ninkinde, (Ed-dünya garûrün) yazili idi. Dünya aldaticidir, güvenilmez demektir. Imâm-i a'zam Ebû Hanîfe'ninkinde, (Kul-il-hayr ve illâ fesküt) yazili idi. Hayir konus, hayir konusmayacaksan sus demektir. Imam-i Ebû Yusuf'unkinde, (Men amile bi-re'yihî nedime) yazili idi. Danismadan, kendi görüsü ile hareket eden pisman olur demektir. Istisareye, ehline sormaya önem verilmesini bildirmektedir. Imam-i Muhammed'ininkinde, (Men sabere zafire) yazili idi. Sabreden zafere kavusur, sabreden muradina erer, arzusuna kavusur demektir. Allahü teala, Kur'ani kerimde, sabredenlerle beraber oldugunu, sabredenlere mükâfatlarini hesapsiz verecegini bildirmektedir. |
Yorum (9) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı
Mevlana Celaleddin-i Rumi
12/12/2006 -Kategori: siradisi insanlar
"Hamdım, piştim ,yandım." Mevlana : “Canim oldugu müddetçe ben Kuran’in kölesiyim. Ben Hz. Muhammed’in yolunun tozuyum.” diyerek beslendigi kaynaga isaret etmektedir. Hz. Mevlâna son demlerinde iken, dostu Siraceddin Tatari'yi yanına çagırarak, kendisine su duayı ögretmis ve sıkıntılı zamanlarında okumasını tavsiye etmistir: "Harf nedir harf? üzüm bağının çiti değil mi? Harfi,sesi,sözü birbirine çarpıp Paramparça edeyim de, Onlar olmadan konuşmaya başlayayım seninle." "Sözün tükendiği yerde musiki ve sema başlar.Ney'dir dile gelen, dertleri sayıp döken; benlikten geçmiş ruha teslim olmuş bir başka bedendir."Burada her şey yaratıcı aydınlığın ve aşkın kendisi olan Allah'ın etrafında döner,ona doğru yükselir,onda kaybolur, ondan doğar ve ayrılır,tekrar onunla birleşir.Her şey burada birbirinin aynıdır,birbirine cevap verir." Bırak da güneş gibi ateşten bir kaftan giyineyim üzerime Bu ateş denizi içinde yanarken cihanı güneş gibi süsleyeyim. Azığı aşk olan ruhlardır sema sırasında tennurelerin içinde erimişçesine savrulanlar.Ancak onlar bir elleriyle gökyüzünden aldıklarını öbür elleriyle insanlara dağıtabilirler.Ancak onlar gönüllerini gerçek birer gökyüzü, vücutlarını gerçek birer yeryüzü haline getirebilir,yanaklarını bir gülün yapraklarına dayamış gibi boyunları bükük,dünyanın gamından,telaşından uzak can şerbetini içmişçesine sarhoş,dönebilirler..
"Mevlâna’nin en büyük meziyeti varlik âlemine gönül gözü ile bakmasindadir. Gönül, ask kanadiyla arsa kadar yükselir. Kainata gönül gözüyle bakmasini bilen insan, karsisinda tamamen yeni bir âlem görür. Mevlâna’daki insan sevgisinin kaynagi mensup oldugu inanç sistemidir. Bu sistem Islamiyet’tir. Insan mahiyeti itibariyle yücedir. Elmasin kaynagi kömürdür. Mevlâna kömür görünüşlü insanlara mahiyetindeki elmas yönü itibariyle alaka göstermistir. Çünkü o, ruhlarin ezeli derdi olan aşk ve iman ilacini Hz. Muhammed (s.a.v) Eczahanesinden derleyerek insanlara sunmustur. Onun Mesnevi’si ; tefsir , hadis , fikih gibi bütün islami ilimlerin bir sergisidir. Sulandigi kaynak Kuran-i Kerim’dir.
"Ya Rabbi!
Bana ne senin zikrini unutturacak,
sana şevkimi söndürecek, seni tesbih ederken duyduğum lezzeti kesecek bir hastalık; ne de beni azdıracak, şer ve kötülüğümü artıracak bir sıhhat ver."
Ey Merhamet edenlerin merhametlisi!
Merhametinle bu duamı kabul et"

Yorum (2) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı
Suskunlar Meclisi
13/11/2006 -Kategori: siradisi insanlar
Bir zamanlar İran'da bilginler ve şairler, "Suskunlar Meclisi" adıyla bir topluluk oluşturmuşlardı. Üye sayısı otuz kişiydi ve bunu arttırmıyorlardı. Üyeliğin ilk şartı çok düşünmek, az yazmak ve çok az konuşmaktı. O zamanlar meşhur şair ve bilgin Molla Camî, bu meclise katılmak arzusundaydı. Günün birinde suskunlar meclisinin bir üyesinin öldüğünü duyunca, onun yerine aday olmak için bilginlerin bulunduğu köşke geldi. Kendisini karşılayan kapıcıya bir şey söylemeden, ismini bir kağıda yazarak o sırada toplantı halinde bulunan meclise gönderdi. Meclis üyeleri bu teklifi görünce biraz üzüldüler. Molla Camî oraya layık bir bilgindi ama ölen üyenin yerine başka birini almışlardı. Yeni bir üye için yer yoktu. Meclisin başkanı, bir bardağı tamamen suyla doldurduktan sonra Molla Camî'ye gönderdi. Zeki bilgin durumu kavramıştı. Bir damla daha olsa bardak taşacaktı. Bunun üzerine o da hemen oracıktaki bir gül dalından küçük bir yaprak koparıp, nazikçe suyun üstüne koyuverdi. Bardak taşmamıştı. Bunu içeriye gönderdi. Meclistekiler bu kibar cevabın manasını anlamışlardı. Zarif insanların yeri başkaydı. Üyeler, bu değerli bilgini de aralarına almaya karar verdiler. Başkan, listeye molla Camî'nin de adını ekledi; 30 sayısının önüne bir sıfır daha koyarak 300 yazdı. Bununla, Molla Camî sayesinde, meclisin değerinin on misli arttığını belirtiyordu. listenin son şekli Molla Camî'ye gelince, meseleyi anladı. Ancak sayının büyük gösterilmesinden hoşlanmadı. Sağdaki bir sıfırı silerek, otuz sayısının soluna koydu. Yani 030 yazarak, alçak gönüllü Molla Camî kendisini "solda sıfır" sayıyor; bardağı taşırmadığı gibi, o meclisin yapısını da etkilemeyeceğini söylemek istiyordu. Diğer üyeler bunu görünce, saygı ve hayranlıkları bir kat daha artmış olarak suskunlar meclisinin yeni üyesini selamladılar...